23 Kasım 2012 Cuma

Kalaycılar Kralı “Arap Hakkı”









KALAYCILAR KRALI “ARAP HAKKI”
Bir asırdır sönmeyen körük ateşi, Arap Hasan’dan 3. kuşak Arap Hakkı’ya kalaycılık serüveni 

Eski meslekler, eski ustalar birer birer kayboluyor. Sanırım yakında masallarda olduğu gibi bazı mesleklerden ve ustalardan bahsederken, “Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde” diye başlanarak anlatılacak. Bir dönemin en popüler meslekleri olan kalaycı, semerci, nalbant, keçeci, mahalle terzileri, hallaçlar teknolojiye yenilerek kilit vurmaya başladılar kepenklerine. Eskiler sanatın, ustalığın değerini altın bileziğe benzetirlerdi. Çocuklarını dönemin gözde meslekleri sayılan küçük atölyelerde, kir pas içinde çalışan ustaların yanına çırak vermek için birbirleri ile yarışıp, araya hatırlı kişileri koyarlardı. Artık günümüzde sayıları parmakla sayılacak kadar az olan son ustalar, sonbaharda ağaçta kalan birkaç yaprak gibi inatla  rüzgara direniyor. Hayatlarının son demini yaşayan ustaları o küçük atölyelerinde ziyaret ederek, yılların birikimi birkaç sayfaya sığmaz ama, yinede sizlere aktarmaya çalıştık. Onların hikayesi ile zamanda yolculuk yaptık. Neredeyse sıfır teknoloji ile yapılan mesleklerden birisi olan, Isparta’nın ünlü kalaycılarından 60 yaşında dede mesleğini yapan Hakkı Yeniay’ın atölyesinden içeri giriyoruz. Her zaman olduğu gibi Temmuz sıcağında körüğünün başına geçen Hakkı usta, 50 yıldır hiç ara vermeden yaptığı işine bize aldırmadan devam etti. Isparta’da sadece 3 tane kalan kalaycılardan bahsetmeden önce kalaycılar hakkında biraz bilgi vermek gerekir. Osmanlı döneminde   Müslümanlar daha çok tarımla uğraştıkları için ticaret ve el sanatları Gayri  Müslimler tarafından gerçekleştiriliyordu. Osmanlının sonlarına doğru ticarete ve sanata atılmaya başlayan Türklerin en çok ilgi gösterdikleri mesleklerden birisi kalaycılık olur. Kaşıktan kazana, tabaktan sürahiye kadar yüzlerce bakır malzemelerin sağlıklı kullanılması kalaycıların önünde kuyruklar oluşuyordu. Hatta at ve katır sırtında köylere seyyar kalaycılar giderek meydana kurdukları körüklerle köylünün kap-kacaklarını ayna gibi parlatıyorlardı.

Isparta’nın en eski kalaycıları arasında yer alan “Arap” lakaplı Hakkı Yeniay’ı, 3 kuşaktır körüğü yanan mütevazı kalaycı dükkanında ziyaret edip çıraklık yapıyoruz. Dışarıda temmuz sıcağının yanında, körükten yükselen alevler küçük dükkanın içini fırın gibi yapıyor. Bir asırlık kalaycı atölyesinde 50 yılını geçiren Hakkı usta sıcağa aldırmadan devasa kazanları küçük bir tabak gibi evire çevire kalaylarken hayranlık içinde izliyoruz. Çakmak çakmak gözleri bir küçülüyor bir büyüyor. Anlında oluşan derin çizgiler yılların yorgunluğunu ortaya çıkartıyor. Hakkı usta da zaten artık yorulduğunu itiraf ediyor. Her ne kadar 4. kuşak kalaycı olarak oğlu Arap Yusuf’u yetiştiriyor olsa da, kalaycılığın sonu yaklaşıyor gibi.
-Hakkı ustam kaç yıldır kalaycılık yapıyorsunuz?
-Anamdan doğduğumdan beri yapıyorum. Benim babamda kalaycıydı. Yürümeye başladığım günden beri kalaycı atölyesindeyim. Babamda kendi babasından öğrenmiş. Kalaycılık bizim ailede babadan oğla geçiyor. Dedem Osmanlı zamanında kalaycılık yapıyormuş. Arap H asan dediler mi ustalar hazır ola geçerlermiş. Dedemden sonra babam Arap Yusuf derlerdi bana da Arap Hakkı diyorlar. Kalaycılıkta 4 kuşak olarak babamın adı olan oğlum Arap Yusuf yetişiyor. Bu iş bizim aile geleneğimiz biz devam ettirmeye çalışıyoruz ama başka kalmadı.
-Eskiden Isparta’da kaç tane kalaycı vardı?
-Sadece Isparta’da benim hatırladığım kadarıyla 50’nin üzerinde kalaycı vardı. Sonra zamanla azalmaya başladı. Körükler tek tek sönmeye kepenkler kapanmaya başladı. Usta kalmadı. Bitiyoruz artık nesli tükenen kelaynak kuşları gibi olduk. Ben inatla bu mesleğin bitmemesi için direniyorum. Bizim ocağımız 100 yıldan fazla zamandır yanıyor. Ailemizi buradan kazandığımız para ile geçindir dik. Bundan sonrada oğlum devam edecek.
-Neden bitiyor kalaycılık?
-Bak şimdi senin evinde sofrana koyduğun tabaklar arasında kalaylı tabak var mı? Kaşık var mı?, yoktur çünkü hazır tabak çıktı. Plastik, porselen, cam. Hepiniz onlardan almaya başladınız. Sonrada bu meslek neden bitiyor diyorsunuz. Elbette biter. Lokantacılar olmasa halimiz perişan. Birde gençler süs olsun diye atalarından kalanları kalaylatmaya geliyorlar başkada yok.

Bir zamanlar soflardan eksik olmayan ayna gibi parlayan kalaylı tabaklar, tencereler, kaşıklar, ibrikler artık şark köşelerinde ev ve iş yerlerinin dekorunda kullanılıyor. En eski mesleklerden birisi olmasına rağmen günümüzde yok olmaya başlayan kalaycıların son temsilcilerinden sadece 3 tane kalmış. Isparta 50’den fazla kalaycı körüğü yanarken 250 kişiye ekmek kapısı oluyordu. Kalaycıların önünde kazanlar, tencereler, tabaklat, ibrikler sıraya giriyor iş yoğunluğundan bir hafta sonrasına gün veriliyordu. Çıraklar tamirini yaparken yılların ustaları bakır kaplara  hayat vermek için ateşin başına geçiyordu. Çekiç sesleri kulaklarda çınlarken aileler çocuklarının kalaycı olması için bir biri ile yarışıyorlardı. Ama bugün hiç kimse kalaycıya çırak olmuyor. Kalan son 3 ustadan sonra kalaycılık tarih mi olacak?    
Şehirde bulunan kalaycıların yanı sıra birde at ve katır sırtına bağladıkları seyyar kalay körükleri ile köyleri gezen atlı kalaycılar vardı. Gittikleri köyün meydanına kurdukları körükleri ile köylünün neredeyse bakırı görünen tencere, kazan, tabak, kaşıklarını önce, varsa tamiratını yapıp, sonrada kalaylayarak pırıl pırıl hale getirilirdi. Kalaycılar önce köylerin yolunu unuttu. Sonrada şehirlerde eski ustaların bir bir yok olmaya başladı. 50 kalaycı ustasından geriye sadece 3 tane kalmış. Aslında değerini bilmediğimiz bu insanlar yıllarca sofralarımıza koyduğumuz kaşık tabak, yemek pişirdiğimiz kazanlar kalaylayan ustalar biraz vefasızlık, biraz haksızlık yapmıyor muyuz. Arap Hakkı usta ve diğer iki kalaycıdan sonra Isparta arşivlerinde yerlerini alacaklar. Bütün dünyada el sanatları ve ustaları el üstünde tutulurken ülkemizde değerli ustaları ve onların yaptıkları el emeği göz nuruna kimse bakmıyor bile. Fabrikasyon ve bir birinin aynı ürünler daha çok iğlimizi çekiyor.

Yazının başında olduğu gibi konuyu yine bir masal gibi bitirecek olursak, kesinlikle hikaye mutlu sonla bitmiyor. Ama yinede gökten üç elma düşmüş. Biri anlatana, biri okuyana, diğeri de kalaycı Arap Hakkı’ya.    ÖMER MAZİ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder